771 nolu Hadis’in
İzahı:
«Yüzümü hak dîne meylederek
göklerle yeri yaradana çevirdim...» cümlesinden murâd:
«Yaptığım ibâdet ile
göklerle yeri yokdan var eden Allahi kasdettim...» demekdir.
Hanîf: Ekseri ulemâya
göre hak dîne yâni islâm'a meyleden, demekdir. Zâten hanf veya hanef meyletmek,
bükülmek mânâsına gelir. Ve karineye göre hayırda da, şerdede kullanılır.
Bâzıları: «Buradaki
hanîf den murâd, doğru; demekdir.> mutâleasında bulunmuşlardır. Ezherî ile
diğer bir takım ulemânın kavilleri budur. Ebû Ubeyd'e göre ise araplarca
hanîf'in mânâsı, îbrâhîm (Aleyhisselâm) dîninde olan kimse; demekdir.
«Ben, müşriklerden
değilim.» cümlesi, hanîfin mânâsını beyândır. Putperest, mecûsî, mürted,
zındık, yahudî ve hıristiyan bütün kâfirlere müşrik denilir.
Nüsük: İbâdet demekdir.
Mârûdî'nin rivayetine göre
«Âlemlerin Rabbi.. » terkibindeki «Rabb» kelimesinin dört mânâsı vardır.
Bunların üçünü az yukarıda görmüşdük; dördüncüsü, mürebbîdir. Çünkü Teâlâ
Hazretleri mahîûkatını terbiye eder. Bu sıfat Allah'ın fiil sıfatlarındandır.
Başına harf-i tarif gelir de «Er-Rabb» denilirse, kelime yalnız Allah Teâlâ
hâkkında kullanılır. Harf-i tarif kaldırılırsa Allah'dan başkası hakkında da
kullanılabilir. Meselâ:
»Rabbü'l-Mâl,
Rabbu'd-Dâr» derler ki, mal sahibi, ev sahibi mânâlarına gelir.
Âlemin: Âlemler,
demekdir. Âlemin mânâsı hususunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Kelâm ulemâsı ile
müfessirlerden bâzılarına göre âlem, bütün mahlûkat, demekdir.
Bâzıları: «Âlem'den
murâd, melekler, cinler ve insanlardır,.» demişlerdir. Ebû
Ubeyde ile Ferrâ'
bunlara şeytanları da katmışlardır. Hüseyin b. Fadl ile Ebû Muâz-ı Nahvî'ye
göre, âlemden murâd, yalnız insanlardır.
Bir takımları, âlemin
dünyâ ve dünyâda bulunan şeyler, mânâsına geldiğini ileri sürmüşlerdir. Bu
takdire göre «Rabbü'l-Âlemîn» terkibinin mânâsı, dünyâların râbbi, demek olur
ki, dünyâmız gibi canlılar besleyen daha bir çok dünyâların mevcudiyetine
işaret sayılır.
Âlem kelimesinin
iştikakı hususunda da ihtilâf vardır. Bâzılarına göre bu kelime âlâmetden
almmışdır. Çünkü her mahlûk, Allah'ın varlığına bir alâmetdir.
Bir takımları ilimden
müştak olduğunu söylerler. Bu takdire göre âlem, yalnız akıl sahiplerine mahsûs
olur.
Melik: Her şey'e kadir
olan, hakîkî mâlik; demekdir. Cenâb-ı Hak bütün mahlûkatının hakîkî mâlikidir.
«Nefsime zulm ettim...» cümlesinden
murâd; kusurunu îtirâfdir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nezâketen
evvelâ kusurunu itiraf etmiş; sonra Allah'dan. mağfiret dilemişdir. Netekim
vaktiyle Hz. Âdem ile Havvâ (Aleyhisselâm) da böyle yapmış:
«Ey Rabbimiz! Biz,
nefislerimize zulm ettik, eğer bizi affetmez ve bize acımazsan biz mutlaka
ziyânkârlardan oluruz!» demişlerdi.
Lebbeyk: Ben tekrar
tekrar senin tââtın üzreyim; «Sa'deyk» dahî senin emrine tekrar tekrar yardım
eder; dînine tekrar tekrar tâbi olurum! demekdir.
«Bütün hayırlar senin
yed-i kudretindedir...» cümlesi hakkında Hattâbî ve başkaları şunları
söylemişdir: «Burada Allah Teâîâ'yı, medh-u senada bulunurken edep ve nezâkete
irşâd vardır. Allah Teâlâ'ya iyilikler izafe edilmeli, nezâketen kötülükler ona
nisbet olunmamalıdır.
«Şerr sana âid
değildir.» cümlesi te'vîli icâb eden bir sözdür. Çünkü Ehl-i Hakkın mezhebine
göre, hayır olsun şerr olsun bütün hâdisâtı Allah Teâlâ halk etmişdir. Hâl
böyle olunca «Şerr sana âid değildir.» cümlesini te'vîl vacip olur.
Nevevî'nin beyânına
göre, bu husûsda beş kavil vardır:
1- Bu cümlenin mânâsı:
«Şerr ile sana kulluk edilmez.» demekdir. İmam Halîl b. Ahmed ile Nadr b.
Şümeyl, İshâk b. Râhûye, Yahya b. Maîn, Ebû Bekr b. Huzeyme, Ezherî ve diğer
bir takım ulemânın kavilleri budur.
2- Bu cümlenin mânâsı:
«Şerr yalnız başına Allah'a izafe edilemez» demekdir; meselâ Ey maymunlarla
hınzırların halikı! ve Ey Şerrin Rabbi denilemez.
3- Ma'nâ: «Kötü şeyler
sana arz olunamaz; sana ancak iyi sözler ve güzel ameller arz olunur Yâ Rabbî!»
demekdir.
4- Bu sözden murâd: «Yâ
Rabbî! Şerr sana nisbetle şerr değildir. Çünkü sen, onu büyük bir hikmetle halk
ettin. Şerr ancak mahlûklara nisbetle kötüdür.» demekdir.
5- Hattâbî 'nin
rivayetine göre bu söz «senden ma'dûd değildir.» manasınadır.
«Varlığım seninledir;
sonu da sana müntehî'dir.» yâni sana iltica ederim; muvaffakiyetim ancak
seninledir.
«Mübareksin...»
cümlesinin mânâsı, senaya lâyıksın; demekdir.
Bâzıları bunun: «Hayır, senin
yanında sabit oldu.» mânâsına geldiğini söylemişlerdir. İbnü'I-Enbârî'ye göre:
«Kullar seni tevhîd etmekle bereket kazandı.» demekdir.
«Göklerle yer dolusu
hamd» in ne demek olduğunu evvelce görmüşdük.
«Yüzüm kendisini yaratıp
şekillendiren, gözünü ve kulağını yaradan Allah'ına secde etti.» cümlesi,
kulakları yüzden sayan Zührî'nin delilidir. Ulemadan bir cemaata göre kulaklar
baş'dan sayılır. Bir takımları kulakların üst kısmını başdan, alt kısmın yüzden
saymış, bâzıları da kulakların ön kısmını yüzden, arka kısmını baş'dan
addetmişlerdir. Cumhûr'a göre kulaklar ne başdan ne de yüzdendir. Onlar iki
müstakil uzuv olup, müstakkillen su ile temizlenirler. Kulakları mesh etmek
sünnetdir.
«Halikların en
güzeli.» terkibinden murâd; takdir
edenlerin ve şekîl verenlerin en güzeli demekdir.
«İlerleten sensin,
geriletn sensin!» dilediğini tâatına muvaffak kılarak ilerletir, dilediğini de
hikmetin iktizâsı bundan geri bırakırsın. Sen dilediğini aziz; dilediğini de
zelîl eylersin; mânâsına gelir.
Hadîs-i şerif iftitah
duasının müstehab olduğuna, rükû' ve sücûdde ve onlardan doğrulurken, keza
selâm vermezden önce dua okumanın müstehak olduğuna delildir.
«Ben. müslümanların
birincisiyim.» sözünden murâd, bu ümmetin müslümanlarıdır.